
Hocalı katliamı fotograflarini Ermeni Soykirimi fotograflari olarak yayinladi
Azerbaycan'ın APA Haber Ajansı'nın haberine göre, ABD'nin 'Florida eyaletinde yaşayan ve Ermeni terörü ile ilgili kitapların yazarı Feliks Tzertzvadze, söz konusu gazetede yayınlanan fotoğrafların Hocalı katliamı fotoğrafları olduğunu fark ederek ilgili yetkilileri uyarır. Gazetenin son baskısında sözde "Ermeni soykırımı" ile ilgili çıkan "Ermeni soykırımı delilleri" başlıklı makalede, 1915 yılı olayları ile ilgili verilen fotoğraflar arasında Hocalı soykırımı sırasında öldürülen 2 ve 5 yaşlarındaki çocukların cesetlerinin bulunduğu fotoğraf yer aldı. "Hocalı Tzertzvadze'nin bu fotoğrafı fark ettikten sonra Azerbaycan devlet kurumlarına ve Azeri Diaspora teşkilatlarına bilgi verdiği öğrenildi. Ajansın haberine göre, daha önce aynı gazetede Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan Patristyan'ın aynı makaleyi iki yıl önce de yayınladı.
Buna benzer bir olayın Almanya'da yaşandığı ortaya çıktı. Ermenilerin açtığı sergide Hocalı katliamımın kurbanlarının fotoğrafları sözde "Ermeni soykırımı"nın fotoğrafları olarak gösterilmeye çalışıldı.
Hocalı Katliamı, 25 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki yaşandı. Hocalı kentinde çok sayıda Azeri sivil, Ermeniler tarafından işkencelere maruz kalarak öldürüldü. Azeri kaynakları ve Memorial Human Rights Center, Human Rights Watch ve diğer bazı uluslararası insan hakları kuruluşları katliamın, Rus 366. Motorize Alayı'ın desteğindeki Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. Human Rights Watch, Hocalı katliamını Karabağ'ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirdi. Azerbaycan resmî kaynakları Hocalı katliamında Ermeniler tarafında katledilen 613 sivilden, 106'sını kadın ve 83'ünün çocuk olduğunu bildiriyor.
SevcaN
TARİHTEN SEÇMELER]
ERMENİLERİN KESTİĞİ TÜRKLERİN BAZI KAFATASI GÖRÜNTÜLERİ
OTEK72
FOTOGRAFLAR CAN AKIN TARAFINDAN VAN İL MÜZESİNDE ÇEKİLMİŞTİR... TIKLAYINIZ...
http://www.fotograf.web.tr/foto.php?f=8470&sty- le=1
http://www.fotograf.web.tr/foto.php?f=8471&sty- le=1
http://www.fotograf.web.tr/foto.php?f=9764&sty- le=1
http://www.fotograf.web.tr/foto.php?f=9765&sty- le=1
http://www.fotograf.web.tr/user.php?nick=661082&am- p;off=2
http://www.fotograf.web.tr/user.php?nick=661082&am- p;off=3
ERMENİLERİN YAPTIĞI KATLİAMLAR
Van - Erciş - Çavuşoğlu KatliamıBölgede incelemeler yapmış olan Prof Dr. Metin Özbek, olayı şöyle anlatmaktadır:"Çavuşoğlu Samanlığı denilen mevkide bir evin temel hafriyatı yapılırken büyük bir tesadüf eseri bulunan insan iskeletlerini antropolojik açıdan incelemek üzere teslim alıp Hacettepe Üniversitesi'ndeki laboratuvarımıza götürdüm. Bilindiği gibi, Antropoloji bilim dalı geliştirdiği bir takım teknik ve yöntemlerle insan iskeletlerinde ölüm yaşını, cinsiyeti, ölüm nedenlerini, hastalıkları ve daha birçok bilgileri elde etme imkânı vermektedir. Ayrıca kafataslarından hareketle ırk tayini de yapılmaktadır.İncelemeye aldığım iskelet kalıntılarında baş ve gövde kemikleri arasında eşleştirmeye gitmek mümkün olmadı. Bu nedenle, birey sayısını sadece kafataslarına göre yaptık ve her kafatasına ayrı bir numara verdik. Daha doğrusu her bireyin ayrı bir antropolojik kimliği oldu.Buluntular arasında 5 kadın ve 4 erkek tesbit ettik. Bireylerin öldükleri esnada kaç yaşında olduklarını gösteren en önemli kriter kalça kemiğindeki "symohysis pubis" adlı kısımdır. 7 kişide bu bölge korunmuştur. Çavuşoğlu Samanlığı'nda bulunan iskeletlerin yaş dağılımını aşağıdaki şekilde tesbit ettik:
Kadın(P6)...............17-18 yaş
Erkek(P7)...............17-18 yaş
Kadın(P4)...............18-19 yaş
Kadın(P3)...............27-30 yaş
Erkek(P2)...............35-40 yaş
Kadın (P1)...............39-44 yaş
Erkek(P5)...............50 yaş (aşağı yukarı)
Çocuk(D1).............. 15 yaş (aşağı yukarı)
Yaş ve cinslerini belirttiğimiz bu iskeletlerin asıl ilginç olan ortak bir yönleri vardı. O da, hepsinin kafataslarında kesici aletlerin bıraktığı darbe izlerinin bulunmasıdır. Daha açıkçası işkence ile öldürülmüş olmalarıdır."I. Kafataslarındaki kesme izleri:
No.1) Kadın: Kafatasında kesici bir cismin yol açtığı iki yarık bulunmaktadır. Bunlardan birisi sağ parietalde bulunur. Uzunluğu 42 mm'dir. İkincisi yine sağ parietal üzerinde, başın biraz arkasında olup 36 mm uzunluğundadır. Beyin hedef alınarak indirilen bu darbeler sonucu olay yerinde öldüğü anlaşılmaktadır.
No.2) Kadın: Başında dört kesme izi tesbit ettik. Birincisi sol parietal üzerinde olup 95 mm uzunluğundadır. Kesici alet kafatasını yarıp beyne kadar girmiştir. İkinci yarık her iki parietal üzerinde yer alır. Başın tepesine indirilen kesici bir cisim (bir balta olabilir) kafatasını parçalamış, büyük bir olasılıkla beyni de dağıtmıştır. Böyle bir saldırı bireyin o anda ölmesi için yeterlidir. Üçüncü darbe yine sol tarafta, parietale isabet etmiş. Bu yarık birincinin yaklaşık 12 mm arkasındadır. Açılan yarığın uzunluğu 48 mm, genişliği ise 19 mm'dir. Kesilen kısım bir mekiği andırmaktadır. Başa indirilen dördüncü darbe ise üçüncüyle aynı doğrultuda ve onun hemen arkasındadır. Yarığın yarısı oksipital kemik üzerindedir.
No.3) Erkek: Başında en çok kesme izi tesbit ettiğimiz kişilerden biridir. Birinci darbe sol kulağa isabet etmiş; kesici alet mastoid çıkıntıyı kökünden koparmış, oksipitali de hafifçe sıyırmıştır. İkinci darbe sol göze rastlamış ve proc.frontalis üzerinde derin bir kesme izi bırakmıştır. 75 mm uzunluğundaki üçüncü darbe ise sol parietalde görülür. Beyne giren kesici alet sol tuber parietal'den sutura lambdoidalis'e kadar uzanan bir yarığa yol açmıştır (Resim 2 . Darbenin şiddetinden kafatasında çatlaklar oluşmuştur. Başın tepesine indirilen dördüncü darbe sagital dikişi kesmiştir. Kesme izi 48 mm uzunluğundadır. Kesici aletin yol açtığı besinci darbe ise yatay planda olup sağ parietal'i sagital dikişe yakın kısımdan sıyırıp götürmüştür. Kesici alet, ayrıca sol zygomatike de isabet etmiş, bu bölgede zygomatikle beraber üst çene kemiğinin bir kısmını da kesmiştir. Birey aynı zamanda ateşe atılıp yakılmıştır.
No.4) Erkek: Beyne bir kesici cisimle üç ayrı darbe indirilmiş. İlki sağ parietale dikey yönde isabet etmiş, uzunluğu 37 mm olan kesme izi, ikincisi sol parietal ve frontal üzerinde yatay yönde bir yarıktır. Kesme izi 92 mm. uzunluğundadır. Üçüncü darbe yine sol parietale isabet etmiş, uzunluğu 49 mm, genişliği ise 21 mm olan bir yarık meydana getirmiştir. Kesici alet tabula externa'yı sıyırıp götürmüştür. Başa yönelik bu darbeler bireyin derhal ölmesine yol açmıştır. Bir önceki birey gibi, bu da öldürüldükten sonra yakılmıştır.
No.5) Kadın: Başında dört kesme izi tesbit ettik. Birincisi frontal bölgede ve 28 mm uzunluğunda, fazla derin olmayan bir yarık. İkincisi başın tepesinde, her iki parietal üzerinde ve 77 mm uzunluğunda, oldukça derin bir yarıktır. Kadının o anda ölmesi için yeterli darbe. Üçüncü darbe de ölümcül nitelikte, sağ kulağa isabet etmiş, mastoid kısmı kökünden kesip götürdüğü gibi alt çene kondilini de kısmen kesmiş. Dördüncü kesme izi sağ üst çenenin ön alveoler kısmını ilgilendirmektedir. Kesici cisim burada kemiği kesmekle kalmamış, üst ikinci küçük azı dişinin tacında tahribata yol açmıştır
.No.6) Erkek: Başında dört yarık olan erişkin. Birincisi 57 mm uzunluğunda, 14 mm genişliğinde oldukça derin olup sol parietal üzerindedir. Bu bölgede kesici alet beyne kadar girmiştir. Yarığın ön kısmında sagital dikiş tarafından 23 mm uzunluğunda bir kesme izi vardır. İkinci darbe izi sağ parietal üzerinde ve sagital dikişin ortasındadır. 29 mm uzunluğunda ve 28 mm genişliğindeki bu kesme izi yatay ve oblik yönlerde iki ayrı yarık tarafından kesilmiştir. Bunlardan biri 43 mm, diğeri 42 mm uzunluğundadır. Üçüncü darbe ise sağ parietale isabet etmiş olup, parietal deliğin birkaç mm önünde, oblik bir yönde uzanır. Dördüncü darbe bir kesici aletten ziyade, sagital dikişe yakın kısımda bu erkeğin başına sivri bir cisimle vurulmuş, belki de böyle bir aletle işkence yapılmıştır.
No.7) Erkek: Kesici bir cisimle tam 5 ayrı darbe almış. İlki sol kulak bölgesine isabet etmiş; saldırı aleti mastoid çıkıntıyı tümüyle kesip götürmüş. Hatta zygomatik kemerin kökü de kesilmiş. Sol kulak köküne kesici aletle arka arkaya iki darbe indirilmiştir. Bu darbeler sonucu kişi anında ölmüştür. İkinci kesme izi sağ parietalin lambda dikişine yakın kısımdadır. Kısmen yatay planda olan yarık 41 mm uzunluğundadır. Bu üçüncü kesme izi iki lambda dikişi arasında, oksipital üzerinde ve 44 mm uzunluğundadır. Beşinci kesme izi de başın arkasındadır ve 53 mm uzunluğundadır.
No.8) Kadın: 15 yaşlarında ölen bu kız çocuğunun başında üç kesme izi vardır. İlki sağ parietal üzerinde, 50 mm uzunluğunda ve beyne kadar giren derin bir yarıktır. İkinci kesme izi ise birinciye dikey konumda ve 20 mm uzunluğundadır. Üçüncü yarık başın arkasındadır. Bu kız çocuğu öldürüldükten sonra ayrıca yakılmıştır
.No.9) Kadın: 17-19 yaşlarında ölmüş. Kafatasında korunan kemikler üzerinde herhangi bir darbe izi yok. Oksipitalin önemli bir kısmı kopmuş ve kaybolmuş. Ölüm nedeni hakkında bir şey söyleyemiyoruzII. İskeletlerde ırk teşhisi:Kafatasında ölçü, endis ve morfolojik gözlem yoluyla ırk belirlenebilir. Ancak, her ırk grubu içinde bazı varyasyon durumlarının olduğunu da unutmamalıyız. Antropometri tekniğinin bize sunduğu bilgilerin ışığında Çavuşoğlu Samanlığı'ndan çıkarılan iskeletleri inceledik.Buna göre önemli bir ırksal ölçüt olan kafatası endisini 8 kafatasında hesapladık. Bulduğumuz değerler 76 ile 89 arasında değişir. O halde, 4 birey mezosefal, diğerleri ise brakisefal gruba girer. Dolikosefal yapıya hiçbir kafatasında rastlamadık. Anadolu'da Alpin ırk tipi oldukça yaygın olup bu ırka brakisefal tipler girdiği gibi, mezosefaller de girmektedir.Elimizdeki iskeletlerin biri hariç hepsi de Alpin ırkına girer. Anadolu Türklerinin çoğunlukla bu ırk içinde yer aldığını hatırlatmak gerekir. 17-19 yaşlarındaki genç bir kadın ise bu gruba girmez; Dinarik ırkın Armenoid adı verilen doğu varyetesine girer.Boyları hesaplarken Trotter ve Gleser'e ait regresyon denklemlerini kullandık. 3 kadında 152,9 cm, 159,2 cm ve 168,2 cm değerlerini bulurken; 3 erkekte de sırasıyla 170,1; 172,4 ve 173,5 cm değerlerini bulduk.Çavuşoğlu Samanlığı'nda iskeletlerle birlikte ayrıca 1 gömlek düğmesi, kesici bir yapıya sahip demir parçası ve bir üst çene parçası bulundu. Gülhane Tıp Akademisi Dişhekimliği Fakültesi'nden Prof.Dr.İlter Uzel'in verdiği bilgiye göre üst total protez fragmanı sağ arka tarafa aittir. Protez kauçuktan, dişler ise porselendir. Protez, 1900'lü yılların başında maddi durumu iyi olan kimselerce kullanılırdı. Protez üzerindeki nikotin lekeleri bir erkeğe ait olduğunu akla getirmektedir. Bu tip porselen, 1915-1925 yılları arasında kullanılmış olup SSN (ABD) firmasının ürünleridir. İskeletlerin ait olduğu devir de böylece belirlenmiş olmaktadır.III. Uzun kemiklerdeki yaralanmaizleri:Kafataslarında bu kadar çok kesme izine rastlanmış olmasına rağmen, kol, bacak ya da gövdenin diğer kısımlarında yok denecek kadar az darbe izi bulunmaktadır. Tabii ki bir kişi öldürülmek isteniyorsa, ilk saldırı noktası baş, dolayısıyla beyindir.Bir erişkinin sol humerus'unda gövde ortasında ve dış tarafta 3 kesme izi vardır. Kemik yanma izi gösterir.Bir kadına ait sağ tibia kemiğinde gövde üzerinde, ön yüzde derin bir kesme izi yer alır.Bir erkeğe ait sağ tibia'da alt kısma yakın yerde iç tarafta yine oldukça derin bir kesme izi saptadık.IV. Genel sonuç ve değerlendirme:Çavuşoğlu Samanlığı'nda (Erciş ilçesi) tesadüfen ortaya çıkan ve üzerinde ayrıntılı antropolojik inceleme yapılan iskeletlerin ait olduğu ve çoğunluğu genç olan insanlar, bilinçli olarak katledilmiş, bir kısmı da yakılmıştır.Alpin ırk tipine, özellikle Anadolu söz konusu edildiğine göre, Türklere ait olması güçlü bir olasılık olan bu bireylerin karşılaştığı bu tüyler ürpertici saldırı ve işkenceler yörede yaşayan canlı şâhitlerin anlattıklarını da bir bakıma destekler niteliktedir. Tarih şimdi tersine dönmekte; katledilenlerin Ermeniler değil Türkler olduğu açıkça ortaya konmuş olmaktadır...
SARIKAMIŞ BİLİNMEYENLER
Sarıkamış Harekâtı (22 Aralık 1914), Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ve Rus Hanedanlığı arasında Sarıkamış'da gerçekleşmiş, sonucu Osmanlı Devleti tarafı için büyük bir başarısızlık ile sonuçlanan bir askerî manevradır.
Batum'u savaş tazminatı olarak Rusya'ya verildi. Aynı anda, Sarıkamış da Berlin Antlaşması ile Rusya'ya verilmişti. 1914 yılında Döneminin Başkomutan Vekili olan Enver Paşa, Sarıkamış'ı geri almak amacıyla 19 Aralık tarihinde harekat planını kurmaylarına sundu. Kurmaylar manevranın başarısızlığa uğrayacağını Enver Paşa'ya birçok kez söylemiş olmalarına karşın Enver Paşa harekâtın yapılmasına karar vermiştir.
Doğuyu korumakla görevli Üçüncü Ordu dur. Kendi sayfasında gücü hakkında bilgi vardır. Cephede malzeme ve iaşe çok noksandı. Mesela mevcut 6 yıllık iaşesi için 88.000 ton buğday, çavdar ve arpa ihtiyacı olmasına karşın, Ordu ambarında 1250 ton hububat vardı. kışa girilmiş olduğu için erzağın gereği gibi taşınması, dağıtılması bir hayli güçtü. Bu güçlükte Rusların Karadeniz'deki donanma üstünlüğünün de payı vardı. Ruslar Zonguldak'ı bombalamak için 10 gemiyle denize açıldıklarında, doğuya erzak götürmekle görevli en büyük üç erzak gemisi Bahriahmer, Bezmialem ve Mithatpaşa gemilerine rast gelmiş ve onları da batırmışlardır. Bunu yanında 4000 tonluk Derne gemisinin yine Ruslar tarafından batırılması da askerin erzaksız kalmasındaki bir diğer önemli etkendir.
Sarıkamış Harekâtı [değiştir]
1 Kasım 1914’de sınırı geçen Ruslar, 4 Kasım 1914’te Köprüköy önlerine gelmiş bulunuyorlardı. Karaköse Murat suyu cephesinde de aynı surette ilerlediler. 5 Kasım’da Ruslar Türk sınırına taarruz için emir aldılar. Başkumandan vekili Enver Paşa 4 Kasım tarihli emrinde taarruzu emrediyordu. Bu emir verildiği sırada Doğu Anadolu’da kışın en şiddetli, sert günleri başlamıştı. Nitekim Rus ordusu da taarruz emri alasına rağmen harekete geçemiyordu. Hasan İzzettin Paşa Üçüncü Ordu’nın fikri, buralarda ve bu mevsimde taarruzdan kaçmaktı. Fikri, düşman ilerlese bile onun Erzurum Kalesine çarptıktan sonra karşı bir taarruzla ezilmesini sağlamaktı. Enver Paşa taarruz emri vermemiş olsaydı, herhalde iki orduda karşılıklı yerlerinde kalacaktı ve sonuçta “Sarıkamış Dramı” da yaşanmayacaktı.
Ana madde: 1. Köprüköy Savaşı
3. Ordumuz ve XI. Kolordu, süvari birlikleri ve kürt aşiret askerleri 6-9 Kasım Köprüköy muharebesiyle Ruslar’ın taarruzunu kırmış ama 18. Piyade Alayı ve 30. Piyade Alayının gerilemesi yüzünden alan kaybetmişdir.
Ana madde: 2. Köprüköy Savaşı
11-12 Kasım'da IX. Kolordu, Ahmet Fevzi Paşanin komutasinda, ve XI. Kolordu solunda olmak üzere süvari birliğinin öncülüğünde ilerlemeye başlamıştır. 3. Piyade Alayı, Köprüköy'ü elegeçirmeyi başarmıştır.
Ana madde: Azap muharebesini
14-18 Kasım’da Azap muharebesini de kazandı.
Fakat pek hesaplı olan Ordu komutanı Hasan İzzettin Paşa, sınır gerisine çekilen Ruslar’ı takipten vazgeçince, bunun üzerine başkumandan vekili Enver Paşa bu cepheye gelmiştir. Enver Paşa Erzurum’a gelmeden önce Albaylığa yükseltilen Genel Kurmay ikinci başkanı Hafız İsmail Hakkı, 27 Kasım’da İstanbul’dan Erzurum’a gelmişti. Kendisini Enver Paşa’nın görevlendirdiğini bildirmektedir. Zaten hemen onun ardından Enver Paşa Erzurum’a gelmiştir.
Sonuçları [değiştir]
Savaşın galibi General Yudenic, Rus Kafkasya Ordu komutanı ilan edildi ve 1915 yılın yaz aylarında Anadolu'ya taaruza geçti. Rus ordu birlikleri Erzincan'a kadar ilerledi.
Kafkas Cephesinde tam başarı elde edeceğimiz sırada zamanında destek gelmeyince, ordumuz geri çekilmek zorunda kalmıştı. Daha sonra 1918 de Sarıkamış ve Kars alınmış, ama Mondros Ateşkes antlaşması uyarınca eski sınırlara dönülmüş ve topraklar elden çıkmıştı. Bir dramın en acı izlerini taşıyan Sarıkamış topraklarında, bu defa düşmanın ayak izleri vardı.
Rusya'daki Bolşevik İhtilali'nden sonra Ruslar geri çekilince, bölge Ermeni’lerin eline geçmiş ve yöre halkımız Zafer sarhoşlarının zulmüyle karşılaşmıştır. Ahırlara, samanlıklara doldurularak yakılan halk, 20 binden fazlaydı. 33 köy yok oldu. Söylenenlere göre bu işkenceler karşısında Rus askerleri ağlamıştır.
Kayıplar [değiştir]
Savaşın kayıpları birçok kaynakta 90 bin kişi olarak görünmesine rağmen bazı tarihçiler [1] bu sayının oldukça abartılmış olduğu ve gerçek kayıpların 10-20 bin civarında olduğunu da savunuyorlar. Savaşın en hazin kısmı ise Osmanlı kayıplarının bir çoğunun Rus'lar ile yapılan çarpışmalarda değil de ağır soğuk hava koşulları yüzünden şehit olmuş olmalarıdır.
Savaştan sonra İstanbul'a dönen Enver Paşa uzun bir süre Sarıkamış Savaşı hakkında herhangi bir haber, bildiri, veya yayın yapılmasını engellemiş ve Osmanlı halkı savaşta olup bitenleri uzun yıllardan sonra öğrenebilmiştir.
türk ordusuna papadopulos neden düşman
·
Papadopulos Türk ordusunu tek düşman olarak ilan etti, bence haklıdır; ))çünküTürk ordusu onun, hegemonyacı Rum liderliğinin, EOKA'nın ve Yunan Cuntasının tüm hain emellerini 3-4 gün içinde berhava etmiştir...
- Çünkü, Türk ordusu, Enosisi amaçlayan 15 Temmuz Yunan darbesinden sonra adaya müdahale ederek ENOSİS'i, yani, adanın Yunanistan'a bağlanmasını önleyerek Kıbrıs'ın bir Yunan adası olmasını, Kıbrıs Cumhuriyeti adlı devletin bugün de yaşayarak AB'a üye olmasını, BM üyeliğinin devam etmesini ve Rum Halkının kendi kendini yönetmesini sağlamıştır...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu, 20 Temmuz'da adaya müdahale ederek, Rumlar arasında devam eden iç savaşın son bulmasını, Yunan subayları ve emrindeki EOKA B'cilerin öldürdükleri binlerce Rum'a ilaveten, hazırladıkları AKEL'cilerden oluşan 10 kişilik katliam listesinde ismi bulunan Rum komünistlerinin katledilmesini önlemiştir...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu, 20 Temmuz'da adaya müdahale ederek, iktidarı ele geçiren Yunan Cuntası'nın güdümündeki faşist EOKA B iktidarını devirmiş ve Rumlara hem iç barışı, hem demokrasiyi getirmiştir...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu, 20 Temmuz'da adaya müdahale ederek, 1963-1974 dönemi boyunca adanın %3'üne sıkıştırılan ve insanlık dışı bir kuşatma altına alınan Türk Halkının etrafındaki kuşatmayı paramparça etmiş, Türk Halkına da barışı ve demokrasiyi getirmiştir...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu, adaya müdahale ederek, Rum saldırıları altında inim inim inletilen, yok edilmek istenen, açlığa ve sefalete mahkum edilen, Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki kurucu ortaklık ve egemenlik hakları elinden alınan Türk Halkının, Kuzey'de toplanarak self-determinasyon hakkını, kendi kendini demokrasi içinde idare etme hakkını, barış, huzur ve güvenlik içinde kendi kendini, kendi seçtiği insanlar vasıtasıyla ve kendi devleti çatısı altında yönetme hakkını kullanmasına imkan yaratmıştır...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu adaya müdahale ederek, masum, sivil insanlarımızın utanç barikatlarında aşağılanmasını, yollardan alınarak yok edilmesini, göçe zorlanmasını, Rum ırkçılarının Türk Halkına "aşağılık köpek" muamalesi yapmasını önlemiştir....
HHH
- Çünkü, Türk ordusu adaya müdahale ederek, hem Rum Halkının, hem de Türk Halkının kendi ekonomilerini özgürce geliştirmelerine, milli gelirlerini 1974 öncesine göre 10'a katlamalarına, refaha ve zenginliğe kavuşmalarına, hem Güneye, hem Kuzeye toplam 3 milyon turistin huzur içinde adaya gelmesine, yabancı yatırımcıların adaya akmasına imkan yaratmıştır...Türk ordusu sayesinde, adada 33 yıldır devam eden barışve huzur olmasaydı, milyonlarca turist gönül rahatalığı içinde Kıbrıs'a gelir ve tatil yapar mıydı?
HHH
- Çünkü, Türk ordusu adaya müdahale ederek, sadece Kıbrıs'a ve Kıbrıs'taki iki Halka bu güzellikleri getirmekle kalmamış, aynı zamanda, Yunanistan'a da demokrasiyi ve barışı getirmiş, onları 7 yıl süren faşist Yunan Cuntası'nın baskısından, cinayetlerinden, gazabından kurtarmıştır...
TÜRK ORDUSU ADAYA GELMESEYDİ
Evet, Türk ordusu adaya gelmeseydi, Kıbrıs Türk Halkı mutlak bir soykırımdan geçirileceği için bugün adada Türk Halkı ve bir Türk Cumhuriyeti olmayacaktı, BM ve AB üyesi "Kıbrıs Cumhuriyeti" yaşamayacaktı, Yunanistan'da belki de Cunta iktidarda olacaktı, belki de Cuntayı yıkmak için büyük bir iç savaş yaşanacaktı, Rumlar da Yunan idaresine girmiş, bağımsızlık ve egemenliklerini kaybetmiş olacaktı, bugün Türk ordusuna dil uzatan Papadopulos da Cumhurbaşkanı olmayacak, belki de Yunan Meclis'nde sıradan bir milletvekili olacak veya evinde torunlarıyla oynayan bir emekli olacaktı, ölüm listelerine alınan 10 bin AKEL'ci katledilecek ve AKEL diye bir parti de bulunmayacaktı....
Papadopulos işte bütün bu nedenlerden dolayıdır ki Türk ordusunu adadaki tek düşman olarak görmektedir, çünkü uygulamaya başladıkları soykırım ve ENOSİS planlarının sonuçlanmasını önlemiştir..
Dolayısı ile Türk ordusuna dil uzatmak demek, aslında adada 33 yıldır devam eden barışa, huzura, elde edilen refah ve zenginliğe, demokrasiye dil uzatmak demektir...
Türk ordusu adadan çıkarılırsa ne yapacakları bellidir:
- Sözümona AB ve BM üyesi "meşru hükümet" oldukları iddiasıyla kendi egemenliklerini Kuzeye de yayma, kendi ifadeleriyle "işgal altındaki topraklarını" kurtarma, kendi ifadeleriyle " yasadışı sahte devleti" ortadan kaldırma "haklarını" kullanmak için dişinden tırnağına kadar silahlandırılmış100 bin kişilik ordularıyla saldırıya geçip birkaç saat içinde sorunu "çözecekler", adanın tümünde "meşru egemenliklerini" kuracaklar, bu amaçla üye ülke olarak ve daha önce çıkarttıkları tek yanlı kararları da işaret ederek, BM ve AB'den de destek isteyecekler, Türkiye'yi durdurmalarını talep edecekler....
Kıbrıs Türk Halkı, bu nedenle Papadopulos'un ve onun ağzıyla içimizde Türk ordusunu "işgalci" olarak suçlayanların niye tek düşman olarak Türk askerini gördüğünü çok iyi değerlendirmelidir...
Değerlendirmeli ve 1974 Barış Harekatı ile ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, demokrasi, insan hakları alanında elde ettiği kazanımlarla, barış-huzur ve refahın teminatı olan ordumuza dört elle sarılmalıdır...