Reklam verin!
Azərbaycan dilində ən çox ziyaratçısı olan sayta sizin dəstəyiniz lazimdir!

Blog Haqqında

DNA

Axtarış

Bölmələr

Arxivlər

Sorğu

YAZILARIMIN DEĞERLENDİRİLMESİ SİZCE NASIL ?




Açar sözlər

hocalı  katliyamı 

Sayqaç

  • İndi blogda: 1
  • Keçən ayın hiti: 193
  • Dünənki hit: 5
  • Bugünki hit: 1
  • Ümumi hit: 5067

Müxtəlif

MUTLAKA BU VİDEOLARI İZLE ..ÇÜNKÜ MASONLAR SENİ DE YOK EDECEK.GİZLİ TARİHLERİNİN DEŞİFRESİ

DNA May 4, 2008 15:30 Şərhlər(0) Baxış sayı:134 May 4, 2008 15:30

Hocalı katliamı fotograflarini Ermeni Soykirimi fotograflari gibi yayinladi

DNA Aprel 21, 2008 15:34

Hocalı katliamı fotograflarini Ermeni Soykirimi fotograflari olarak yayinladi


Azerbaycan'ın APA Haber Ajansı'nın haberine göre, ABD'nin 'Florida eyaletinde yaşayan ve Ermeni terörü ile ilgili kitapların yazarı Feliks Tzertzvadze, söz konusu gazetede yayınlanan fotoğrafların Hocalı katliamı fotoğrafları olduğunu fark ederek ilgili yetkilileri uyarır. Gazetenin son baskısında sözde "Ermeni soykırımı" ile ilgili çıkan "Ermeni soykırımı delilleri" başlıklı makalede, 1915 yılı olayları ile ilgili verilen fotoğraflar arasında Hocalı soykırımı sırasında öldürülen 2 ve 5 yaşlarındaki çocukların cesetlerinin bulunduğu fotoğraf yer aldı. "Hocalı Tzertzvadze'nin bu fotoğrafı fark ettikten sonra Azerbaycan devlet kurumlarına ve Azeri Diaspora teşkilatlarına bilgi verdiği öğrenildi. Ajansın haberine göre, daha önce aynı gazetede Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan Patristyan'ın aynı makaleyi iki yıl önce de yayınladı.

Buna benzer bir olayın Almanya'da yaşandığı ortaya çıktı. Ermenilerin açtığı sergide Hocalı katliamımın kurbanlarının fotoğrafları sözde "Ermeni soykırımı"nın fotoğrafları olarak gösterilmeye çalışıldı.

Hocalı Katliamı, 25 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki yaşandı. Hocalı kentinde çok sayıda Azeri sivil, Ermeniler tarafından işkencelere maruz kalarak öldürüldü. Azeri kaynakları ve Memorial Human Rights Center, Human Rights Watch ve diğer bazı uluslararası insan hakları kuruluşları katliamın, Rus 366. Motorize Alayı'ın desteğindeki Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. Human Rights Watch, Hocalı katliamını Karabağ'ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirdi. Azerbaycan resmî kaynakları Hocalı katliamında Ermeniler tarafında katledilen 613 sivilden, 106'sını kadın ve 83'ünün çocuk olduğunu bildiriyor.

SevcaN



hocalı katliyamı(1) Baxış sayı:741 Aprel 21, 2008 15:34 hocalı katliyamı 

ERMENİLERİN KATLETTİĞİ TÜRKLERİN FOTOĞRAFLI İSPATI

DNA Mart 16, 2008 2:12

TARİHTEN SEÇMELER]

ERMENİLERİN KESTİĞİ TÜRKLERİN BAZI KAFATASI GÖRÜNTÜLERİ
OTEK72

FOTOGRAFLAR CAN AKIN TARAFINDAN VAN İL MÜZESİNDE ÇEKİLMİŞTİR... TIKLAYINIZ...
http://www.fotograf.web.tr/foto.php?f=8470&sty- le=1
http://www.fotograf.web.tr/foto.php?f=8471&sty- le=1
http://www.fotograf.web.tr/foto.php?f=9764&sty- le=1
http://www.fotograf.web.tr/foto.php?f=9765&sty- le=1
http://www.fotograf.web.tr/user.php?nick=661082&am- p;off=2
http://www.fotograf.web.tr/user.php?nick=661082&am- p;off=3


ERMENİLERİN YAPTIĞI KATLİAMLAR

Van - Erciş - Çavuşoğlu KatliamıBölgede incelemeler yapmış olan Prof Dr. Metin Özbek, olayı şöyle anlatmaktadır:"Çavuşoğlu Samanlığı denilen mevkide bir evin temel hafriyatı yapılırken büyük bir tesadüf eseri bulunan insan iskeletlerini antropolojik açıdan incelemek üzere teslim alıp Hacettepe Üniversitesi'ndeki laboratuvarımıza götürdüm. Bilindiği gibi, Antropoloji bilim dalı geliştirdiği bir takım teknik ve yöntemlerle insan iskeletlerinde ölüm yaşını, cinsiyeti, ölüm nedenlerini, hastalıkları ve daha birçok bilgileri elde etme imkânı vermektedir. Ayrıca kafataslarından hareketle ırk tayini de yapılmaktadır.İncelemeye aldığım iskelet kalıntılarında baş ve gövde kemikleri arasında eşleştirmeye gitmek mümkün olmadı. Bu nedenle, birey sayısını sadece kafataslarına göre yaptık ve her kafatasına ayrı bir numara verdik. Daha doğrusu her bireyin ayrı bir antropolojik kimliği oldu.Buluntular arasında 5 kadın ve 4 erkek tesbit ettik. Bireylerin öldükleri esnada kaç yaşında olduklarını gösteren en önemli kriter kalça kemiğindeki "symohysis pubis" adlı kısımdır. 7 kişide bu bölge korunmuştur. Çavuşoğlu Samanlığı'nda bulunan iskeletlerin yaş dağılımını aşağıdaki şekilde tesbit ettik:
Kadın(P6)...............17-18 yaş

Erkek(P7)...............17-18 yaş

Kadın(P4)...............18-19 yaş

Kadın(P3)...............27-30 yaş

Erkek(P2)...............35-40 yaş

Kadın (P1)...............39-44 yaş

Erkek(P5)...............50 yaş (aşağı yukarı)

Çocuk(D1).............. 15 yaş (aşağı yukarı)

Yaş ve cinslerini belirttiğimiz bu iskeletlerin asıl ilginç olan ortak bir yönleri vardı. O da, hepsinin kafataslarında kesici aletlerin bıraktığı darbe izlerinin bulunmasıdır. Daha açıkçası işkence ile öldürülmüş olmalarıdır."I. Kafataslarındaki kesme izleri:

No.1) Kadın: Kafatasında kesici bir cismin yol açtığı iki yarık bulunmaktadır. Bunlardan birisi sağ parietalde bulunur. Uzunluğu 42 mm'dir. İkincisi yine sağ parietal üzerinde, başın biraz arkasında olup 36 mm uzunluğundadır. Beyin hedef alınarak indirilen bu darbeler sonucu olay yerinde öldüğü anlaşılmaktadır.

No.2) Kadın: Başında dört kesme izi tesbit ettik. Birincisi sol parietal üzerinde olup 95 mm uzunluğundadır. Kesici alet kafatasını yarıp beyne kadar girmiştir. İkinci yarık her iki parietal üzerinde yer alır. Başın tepesine indirilen kesici bir cisim (bir balta olabilir) kafatasını parçalamış, büyük bir olasılıkla beyni de dağıtmıştır. Böyle bir saldırı bireyin o anda ölmesi için yeterlidir. Üçüncü darbe yine sol tarafta, parietale isabet etmiş. Bu yarık birincinin yaklaşık 12 mm arkasındadır. Açılan yarığın uzunluğu 48 mm, genişliği ise 19 mm'dir. Kesilen kısım bir mekiği andırmaktadır. Başa indirilen dördüncü darbe ise üçüncüyle aynı doğrultuda ve onun hemen arkasındadır. Yarığın yarısı oksipital kemik üzerindedir.

No.3) Erkek: Başında en çok kesme izi tesbit ettiğimiz kişilerden biridir. Birinci darbe sol kulağa isabet etmiş; kesici alet mastoid çıkıntıyı kökünden koparmış, oksipitali de hafifçe sıyırmıştır. İkinci darbe sol göze rastlamış ve proc.frontalis üzerinde derin bir kesme izi bırakmıştır. 75 mm uzunluğundaki üçüncü darbe ise sol parietalde görülür. Beyne giren kesici alet sol tuber parietal'den sutura lambdoidalis'e kadar uzanan bir yarığa yol açmıştır (Resim 2
. Darbenin şiddetinden kafatasında çatlaklar oluşmuştur. Başın tepesine indirilen dördüncü darbe sagital dikişi kesmiştir. Kesme izi 48 mm uzunluğundadır. Kesici aletin yol açtığı besinci darbe ise yatay planda olup sağ parietal'i sagital dikişe yakın kısımdan sıyırıp götürmüştür. Kesici alet, ayrıca sol zygomatike de isabet etmiş, bu bölgede zygomatikle beraber üst çene kemiğinin bir kısmını da kesmiştir. Birey aynı zamanda ateşe atılıp yakılmıştır.

No.4) Erkek: Beyne bir kesici cisimle üç ayrı darbe indirilmiş. İlki sağ parietale dikey yönde isabet etmiş, uzunluğu 37 mm olan kesme izi, ikincisi sol parietal ve frontal üzerinde yatay yönde bir yarıktır. Kesme izi 92 mm. uzunluğundadır. Üçüncü darbe yine sol parietale isabet etmiş, uzunluğu 49 mm, genişliği ise 21 mm olan bir yarık meydana getirmiştir. Kesici alet tabula externa'yı sıyırıp götürmüştür. Başa yönelik bu darbeler bireyin derhal ölmesine yol açmıştır. Bir önceki birey gibi, bu da öldürüldükten sonra yakılmıştır.

No.5) Kadın: Başında dört kesme izi tesbit ettik. Birincisi frontal bölgede ve 28 mm uzunluğunda, fazla derin olmayan bir yarık. İkincisi başın tepesinde, her iki parietal üzerinde ve 77 mm uzunluğunda, oldukça derin bir yarıktır. Kadının o anda ölmesi için yeterli darbe. Üçüncü darbe de ölümcül nitelikte, sağ kulağa isabet etmiş, mastoid kısmı kökünden kesip götürdüğü gibi alt çene kondilini de kısmen kesmiş. Dördüncü kesme izi sağ üst çenenin ön alveoler kısmını ilgilendirmektedir. Kesici cisim burada kemiği kesmekle kalmamış, üst ikinci küçük azı dişinin tacında tahribata yol açmıştır

.No.6) Erkek: Başında dört yarık olan erişkin. Birincisi 57 mm uzunluğunda, 14 mm genişliğinde oldukça derin olup sol parietal üzerindedir. Bu bölgede kesici alet beyne kadar girmiştir. Yarığın ön kısmında sagital dikiş tarafından 23 mm uzunluğunda bir kesme izi vardır. İkinci darbe izi sağ parietal üzerinde ve sagital dikişin ortasındadır. 29 mm uzunluğunda ve 28 mm genişliğindeki bu kesme izi yatay ve oblik yönlerde iki ayrı yarık tarafından kesilmiştir. Bunlardan biri 43 mm, diğeri 42 mm uzunluğundadır. Üçüncü darbe ise sağ parietale isabet etmiş olup, parietal deliğin birkaç mm önünde, oblik bir yönde uzanır. Dördüncü darbe bir kesici aletten ziyade, sagital dikişe yakın kısımda bu erkeğin başına sivri bir cisimle vurulmuş, belki de böyle bir aletle işkence yapılmıştır.

No.7) Erkek: Kesici bir cisimle tam 5 ayrı darbe almış. İlki sol kulak bölgesine isabet etmiş; saldırı aleti mastoid çıkıntıyı tümüyle kesip götürmüş. Hatta zygomatik kemerin kökü de kesilmiş. Sol kulak köküne kesici aletle arka arkaya iki darbe indirilmiştir. Bu darbeler sonucu kişi anında ölmüştür. İkinci kesme izi sağ parietalin lambda dikişine yakın kısımdadır. Kısmen yatay planda olan yarık 41 mm uzunluğundadır. Bu üçüncü kesme izi iki lambda dikişi arasında, oksipital üzerinde ve 44 mm uzunluğundadır. Beşinci kesme izi de başın arkasındadır ve 53 mm uzunluğundadır.

No.8) Kadın: 15 yaşlarında ölen bu kız çocuğunun başında üç kesme izi vardır. İlki sağ parietal üzerinde, 50 mm uzunluğunda ve beyne kadar giren derin bir yarıktır. İkinci kesme izi ise birinciye dikey konumda ve 20 mm uzunluğundadır. Üçüncü yarık başın arkasındadır. Bu kız çocuğu öldürüldükten sonra ayrıca yakılmıştır

.No.9) Kadın: 17-19 yaşlarında ölmüş. Kafatasında korunan kemikler üzerinde herhangi bir darbe izi yok. Oksipitalin önemli bir kısmı kopmuş ve kaybolmuş. Ölüm nedeni hakkında bir şey söyleyemiyoruzII. İskeletlerde ırk teşhisi:Kafatasında ölçü, endis ve morfolojik gözlem yoluyla ırk belirlenebilir. Ancak, her ırk grubu içinde bazı varyasyon durumlarının olduğunu da unutmamalıyız. Antropometri tekniğinin bize sunduğu bilgilerin ışığında Çavuşoğlu Samanlığı'ndan çıkarılan iskeletleri inceledik.Buna göre önemli bir ırksal ölçüt olan kafatası endisini 8 kafatasında hesapladık. Bulduğumuz değerler 76 ile 89 arasında değişir. O halde, 4 birey mezosefal, diğerleri ise brakisefal gruba girer. Dolikosefal yapıya hiçbir kafatasında rastlamadık. Anadolu'da Alpin ırk tipi oldukça yaygın olup bu ırka brakisefal tipler girdiği gibi, mezosefaller de girmektedir.Elimizdeki iskeletlerin biri hariç hepsi de Alpin ırkına girer. Anadolu Türklerinin çoğunlukla bu ırk içinde yer aldığını hatırlatmak gerekir. 17-19 yaşlarındaki genç bir kadın ise bu gruba girmez; Dinarik ırkın Armenoid adı verilen doğu varyetesine girer.Boyları hesaplarken Trotter ve Gleser'e ait regresyon denklemlerini kullandık. 3 kadında 152,9 cm, 159,2 cm ve 168,2 cm değerlerini bulurken; 3 erkekte de sırasıyla 170,1; 172,4 ve 173,5 cm değerlerini bulduk.Çavuşoğlu Samanlığı'nda iskeletlerle birlikte ayrıca 1 gömlek düğmesi, kesici bir yapıya sahip demir parçası ve bir üst çene parçası bulundu. Gülhane Tıp Akademisi Dişhekimliği Fakültesi'nden Prof.Dr.İlter Uzel'in verdiği bilgiye göre üst total protez fragmanı sağ arka tarafa aittir. Protez kauçuktan, dişler ise porselendir. Protez, 1900'lü yılların başında maddi durumu iyi olan kimselerce kullanılırdı. Protez üzerindeki nikotin lekeleri bir erkeğe ait olduğunu akla getirmektedir. Bu tip porselen, 1915-1925 yılları arasında kullanılmış olup SSN (ABD) firmasının ürünleridir. İskeletlerin ait olduğu devir de böylece belirlenmiş olmaktadır.III. Uzun kemiklerdeki yaralanmaizleri:Kafataslarında bu kadar çok kesme izine rastlanmış olmasına rağmen, kol, bacak ya da gövdenin diğer kısımlarında yok denecek kadar az darbe izi bulunmaktadır. Tabii ki bir kişi öldürülmek isteniyorsa, ilk saldırı noktası baş, dolayısıyla beyindir.Bir erişkinin sol humerus'unda gövde ortasında ve dış tarafta 3 kesme izi vardır. Kemik yanma izi gösterir.Bir kadına ait sağ tibia kemiğinde gövde üzerinde, ön yüzde derin bir kesme izi yer alır.Bir erkeğe ait sağ tibia'da alt kısma yakın yerde iç tarafta yine oldukça derin bir kesme izi saptadık.IV. Genel sonuç ve değerlendirme:Çavuşoğlu Samanlığı'nda (Erciş ilçesi) tesadüfen ortaya çıkan ve üzerinde ayrıntılı antropolojik inceleme yapılan iskeletlerin ait olduğu ve çoğunluğu genç olan insanlar, bilinçli olarak katledilmiş, bir kısmı da yakılmıştır.Alpin ırk tipine, özellikle Anadolu söz konusu edildiğine göre, Türklere ait olması güçlü bir olasılık olan bu bireylerin karşılaştığı bu tüyler ürpertici saldırı ve işkenceler yörede yaşayan canlı şâhitlerin anlattıklarını da bir bakıma destekler niteliktedir. Tarih şimdi tersine dönmekte; katledilenlerin Ermeniler değil Türkler olduğu açıkça ortaya konmuş olmaktadır...


Şərhlər(0) Baxış sayı:114 Mart 16, 2008 2:12

SARIKAMIŞTA BİLİNMEYENLER

DNA Mart 16, 2008 2:10

SARIKAMIŞ BİLİNMEYENLER

Sarıkamış Harekâtı (22 Aralık 1914), Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ve Rus Hanedanlığı arasında Sarıkamış'da gerçekleşmiş, sonucu Osmanlı Devleti tarafı için büyük bir başarısızlık ile sonuçlanan bir askerî manevradır.
Batum'u savaş tazminatı olarak Rusya'ya verildi. Aynı anda, Sarıkamış da Berlin Antlaşması ile Rusya'ya verilmişti. 1914 yılında Döneminin Başkomutan Vekili olan Enver Paşa, Sarıkamış'ı geri almak amacıyla 19 Aralık tarihinde harekat planını kurmaylarına sundu. Kurmaylar manevranın başarısızlığa uğrayacağını Enver Paşa'ya birçok kez söylemiş olmalarına karşın Enver Paşa harekâtın yapılmasına karar vermiştir.
Doğuyu korumakla görevli Üçüncü Ordu dur. Kendi sayfasında gücü hakkında bilgi vardır. Cephede malzeme ve iaşe çok noksandı. Mesela mevcut 6 yıllık iaşesi için 88.000 ton buğday, çavdar ve arpa ihtiyacı olmasına karşın, Ordu ambarında 1250 ton hububat vardı. kışa girilmiş olduğu için erzağın gereği gibi taşınması, dağıtılması bir hayli güçtü. Bu güçlükte Rusların Karadeniz'deki donanma üstünlüğünün de payı vardı. Ruslar Zonguldak'ı bombalamak için 10 gemiyle denize açıldıklarında, doğuya erzak götürmekle görevli en büyük üç erzak gemisi Bahriahmer, Bezmialem ve Mithatpaşa gemilerine rast gelmiş ve onları da batırmışlardır. Bunu yanında 4000 tonluk Derne gemisinin yine Ruslar tarafından batırılması da askerin erzaksız kalmasındaki bir diğer önemli etkendir.
Sarıkamış Harekâtı [değiştir]
1 Kasım 1914’de sınırı geçen Ruslar, 4 Kasım 1914’te Köprüköy önlerine gelmiş bulunuyorlardı. Karaköse Murat suyu cephesinde de aynı surette ilerlediler. 5 Kasım’da Ruslar Türk sınırına taarruz için emir aldılar. Başkumandan vekili Enver Paşa 4 Kasım tarihli emrinde taarruzu emrediyordu. Bu emir verildiği sırada Doğu Anadolu’da kışın en şiddetli, sert günleri başlamıştı. Nitekim Rus ordusu da taarruz emri alasına rağmen harekete geçemiyordu. Hasan İzzettin Paşa Üçüncü Ordu’nın fikri, buralarda ve bu mevsimde taarruzdan kaçmaktı. Fikri, düşman ilerlese bile onun Erzurum Kalesine çarptıktan sonra karşı bir taarruzla ezilmesini sağlamaktı. Enver Paşa taarruz emri vermemiş olsaydı, herhalde iki orduda karşılıklı yerlerinde kalacaktı ve sonuçta “Sarıkamış Dramı” da yaşanmayacaktı.
Ana madde: 1. Köprüköy Savaşı
3. Ordumuz ve XI. Kolordu, süvari birlikleri ve kürt aşiret askerleri 6-9 Kasım Köprüköy muharebesiyle Ruslar’ın taarruzunu kırmış ama 18. Piyade Alayı ve 30. Piyade Alayının gerilemesi yüzünden alan kaybetmişdir.
Ana madde: 2. Köprüköy Savaşı
11-12 Kasım'da IX. Kolordu, Ahmet Fevzi Paşanin komutasinda, ve XI. Kolordu solunda olmak üzere süvari birliğinin öncülüğünde ilerlemeye başlamıştır. 3. Piyade Alayı, Köprüköy'ü elegeçirmeyi başarmıştır.
Ana madde: Azap muharebesini
14-18 Kasım’da Azap muharebesini de kazandı.
Fakat pek hesaplı olan Ordu komutanı Hasan İzzettin Paşa, sınır gerisine çekilen Ruslar’ı takipten vazgeçince, bunun üzerine başkumandan vekili Enver Paşa bu cepheye gelmiştir. Enver Paşa Erzurum’a gelmeden önce Albaylığa yükseltilen Genel Kurmay ikinci başkanı Hafız İsmail Hakkı, 27 Kasım’da İstanbul’dan Erzurum’a gelmişti. Kendisini Enver Paşa’nın görevlendirdiğini bildirmektedir. Zaten hemen onun ardından Enver Paşa Erzurum’a gelmiştir.
Sonuçları [değiştir]
Savaşın galibi General Yudenic, Rus Kafkasya Ordu komutanı ilan edildi ve 1915 yılın yaz aylarında Anadolu'ya taaruza geçti. Rus ordu birlikleri Erzincan'a kadar ilerledi.
Kafkas Cephesinde tam başarı elde edeceğimiz sırada zamanında destek gelmeyince, ordumuz geri çekilmek zorunda kalmıştı. Daha sonra 1918 de Sarıkamış ve Kars alınmış, ama Mondros Ateşkes antlaşması uyarınca eski sınırlara dönülmüş ve topraklar elden çıkmıştı. Bir dramın en acı izlerini taşıyan Sarıkamış topraklarında, bu defa düşmanın ayak izleri vardı.
Rusya'daki Bolşevik İhtilali'nden sonra Ruslar geri çekilince, bölge Ermeni’lerin eline geçmiş ve yöre halkımız Zafer sarhoşlarının zulmüyle karşılaşmıştır. Ahırlara, samanlıklara doldurularak yakılan halk, 20 binden fazlaydı. 33 köy yok oldu. Söylenenlere göre bu işkenceler karşısında Rus askerleri ağlamıştır.
Kayıplar [değiştir]
Savaşın kayıpları birçok kaynakta 90 bin kişi olarak görünmesine rağmen bazı tarihçiler [1] bu sayının oldukça abartılmış olduğu ve gerçek kayıpların 10-20 bin civarında olduğunu da savunuyorlar. Savaşın en hazin kısmı ise Osmanlı kayıplarının bir çoğunun Rus'lar ile yapılan çarpışmalarda değil de ağır soğuk hava koşulları yüzünden şehit olmuş olmalarıdır.
Savaştan sonra İstanbul'a dönen Enver Paşa uzun bir süre Sarıkamış Savaşı hakkında herhangi bir haber, bildiri, veya yayın yapılmasını engellemiş ve Osmanlı halkı savaşta olup bitenleri uzun yıllardan sonra öğrenebilmiştir.

  
Şərhlər(1) Baxış sayı:338 Mart 16, 2008 2:10

papadapulos türk ordusuna neden düşman

DNA Mart 16, 2008 2:07

türk ordusuna papadopulos neden düşman
·

Papadopulos Türk ordusunu tek düşman olarak ilan etti, bence haklıdır;
))çünküTürk ordusu onun, hegemonyacı Rum liderliğinin, EOKA'nın ve Yunan Cuntasının tüm hain emellerini 3-4 gün içinde berhava etmiştir...
- Çünkü, Türk ordusu, Enosisi amaçlayan 15 Temmuz Yunan darbesinden sonra adaya müdahale ederek ENOSİS'i, yani, adanın Yunanistan'a bağlanmasını önleyerek Kıbrıs'ın bir Yunan adası olmasını, Kıbrıs Cumhuriyeti adlı devletin bugün de yaşayarak AB'a üye olmasını, BM üyeliğinin devam etmesini ve Rum Halkının kendi kendini yönetmesini sağlamıştır...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu, 20 Temmuz'da adaya müdahale ederek, Rumlar arasında devam eden iç savaşın son bulmasını, Yunan subayları ve emrindeki EOKA B'cilerin öldürdükleri binlerce Rum'a ilaveten, hazırladıkları AKEL'cilerden oluşan 10 kişilik katliam listesinde ismi bulunan Rum komünistlerinin katledilmesini önlemiştir...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu, 20 Temmuz'da adaya müdahale ederek, iktidarı ele geçiren Yunan Cuntası'nın güdümündeki faşist EOKA B iktidarını devirmiş ve Rumlara hem iç barışı, hem demokrasiyi getirmiştir...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu, 20 Temmuz'da adaya müdahale ederek, 1963-1974 dönemi boyunca adanın %3'üne sıkıştırılan ve insanlık dışı bir kuşatma altına alınan Türk Halkının etrafındaki kuşatmayı paramparça etmiş, Türk Halkına da barışı ve demokrasiyi getirmiştir...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu, adaya müdahale ederek, Rum saldırıları altında inim inim inletilen, yok edilmek istenen, açlığa ve sefalete mahkum edilen, Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki kurucu ortaklık ve egemenlik hakları elinden alınan Türk Halkının, Kuzey'de toplanarak self-determinasyon hakkını, kendi kendini demokrasi içinde idare etme hakkını, barış, huzur ve güvenlik içinde kendi kendini, kendi seçtiği insanlar vasıtasıyla ve kendi devleti çatısı altında yönetme hakkını kullanmasına imkan yaratmıştır...
HHH
- Çünkü, Türk ordusu adaya müdahale ederek, masum, sivil insanlarımızın utanç barikatlarında aşağılanmasını, yollardan alınarak yok edilmesini, göçe zorlanmasını, Rum ırkçılarının Türk Halkına "aşağılık köpek" muamalesi yapmasını önlemiştir....
HHH
- Çünkü, Türk ordusu adaya müdahale ederek, hem Rum Halkının, hem de Türk Halkının kendi ekonomilerini özgürce geliştirmelerine, milli gelirlerini 1974 öncesine göre 10'a katlamalarına, refaha ve zenginliğe kavuşmalarına, hem Güneye, hem Kuzeye toplam 3 milyon turistin huzur içinde adaya gelmesine, yabancı yatırımcıların adaya akmasına imkan yaratmıştır...Türk ordusu sayesinde, adada 33 yıldır devam eden barışve huzur olmasaydı, milyonlarca turist gönül rahatalığı içinde Kıbrıs'a gelir ve tatil yapar mıydı?
HHH
- Çünkü, Türk ordusu adaya müdahale ederek, sadece Kıbrıs'a ve Kıbrıs'taki iki Halka bu güzellikleri getirmekle kalmamış, aynı zamanda, Yunanistan'a da demokrasiyi ve barışı getirmiş, onları 7 yıl süren faşist Yunan Cuntası'nın baskısından, cinayetlerinden, gazabından kurtarmıştır...
TÜRK ORDUSU ADAYA GELMESEYDİ
Evet, Türk ordusu adaya gelmeseydi, Kıbrıs Türk Halkı mutlak bir soykırımdan geçirileceği için bugün adada Türk Halkı ve bir Türk Cumhuriyeti olmayacaktı, BM ve AB üyesi "Kıbrıs Cumhuriyeti" yaşamayacaktı, Yunanistan'da belki de Cunta iktidarda olacaktı, belki de Cuntayı yıkmak için büyük bir iç savaş yaşanacaktı, Rumlar da Yunan idaresine girmiş, bağımsızlık ve egemenliklerini kaybetmiş olacaktı, bugün Türk ordusuna dil uzatan Papadopulos da Cumhurbaşkanı olmayacak, belki de Yunan Meclis'nde sıradan bir milletvekili olacak veya evinde torunlarıyla oynayan bir emekli olacaktı, ölüm listelerine alınan 10 bin AKEL'ci katledilecek ve AKEL diye bir parti de bulunmayacaktı....
Papadopulos işte bütün bu nedenlerden dolayıdır ki Türk ordusunu adadaki tek düşman olarak görmektedir, çünkü uygulamaya başladıkları soykırım ve ENOSİS planlarının sonuçlanmasını önlemiştir..
Dolayısı ile Türk ordusuna dil uzatmak demek, aslında adada 33 yıldır devam eden barışa, huzura, elde edilen refah ve zenginliğe, demokrasiye dil uzatmak demektir...
Türk ordusu adadan çıkarılırsa ne yapacakları bellidir:
- Sözümona AB ve BM üyesi "meşru hükümet" oldukları iddiasıyla kendi egemenliklerini Kuzeye de yayma, kendi ifadeleriyle "işgal altındaki topraklarını" kurtarma, kendi ifadeleriyle " yasadışı sahte devleti" ortadan kaldırma "haklarını" kullanmak için dişinden tırnağına kadar silahlandırılmış100 bin kişilik ordularıyla saldırıya geçip birkaç saat içinde sorunu "çözecekler", adanın tümünde "meşru egemenliklerini" kuracaklar, bu amaçla üye ülke olarak ve daha önce çıkarttıkları tek yanlı kararları da işaret ederek, BM ve AB'den de destek isteyecekler, Türkiye'yi durdurmalarını talep edecekler....
Kıbrıs Türk Halkı, bu nedenle Papadopulos'un ve onun ağzıyla içimizde Türk ordusunu "işgalci" olarak suçlayanların niye tek düşman olarak Türk askerini gördüğünü çok iyi değerlendirmelidir...
Değerlendirmeli ve 1974 Barış Harekatı ile ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, demokrasi, insan hakları alanında elde ettiği kazanımlarla, barış-huzur ve refahın teminatı olan ordumuza dört elle sarılmalıdır...


Şərhlər(0) Baxış sayı:79 Mart 16, 2008 2:07

Bayrağımızdaki Hilal'in Anlamı

DNA Mart 5, 2008 17:29
Bilindiği gibi, Hıristiyan milletlerin sembolü Haçtır.
Müslüman milletlerde ise Hilal. Onun için insani yardım örgütüne
Hıristiyanlarda Kızılhaç, Müslümanlarda ise Kızılay adı verilmiştir.
Haç sembolünü Hıristiyanlar, Hazreti İsa ( a.s.)nin çarmıha gerilerek
haç şeklinde öldürüldüğüne inandıkları için almışlardır. Peki ya Hilal?
 
Müslümanlarca sembol olarak kabul edildiğini biliyoruz.
Ancak bunun sembolik değeri nereden gelmektedir?
Dolunay (Bedir) ayın ondördüncü gecesindeki haliyle daha parlak olmasına
rağmen niçin ayın en az ışık verdiği yay şeklindeki zayıf şekil sembol alınmıştır?
İşte burada Hilalin gücü ortaya çıkmaktadır. Çünkü Hilal, Haç gibi doğrudan
şekil olarak alınsaydı Dolunay kullanmak daha uygun olurdu.
Halbuki "Hilal" şekli dolayısıyla değil, ismi dolayısıyla sembol olmuştur.
Bu anlamı da "ALLAH ( c.c.)" isminden almıştır.

Bilindiği gibi Arapça aslında Hilal kelimesinde; "He", "Lam", "Elif",
ve yine "Lam" harfleri bulunmaktadır.
Yani 1 "He", 1 "Elif" ve 2 tane "Lam" bulunmaktadır.
Bu harflerin ebced hesabıyla rakam değeri de:

• "He
• "Lam"
• "Elif"
• "Lam"
• Toplam Olarak =99

ALLAH (c.c.) kelimesi de yine bir "Elif", iki "Lam" ve bir "He" ile yazılmaktadır.
Bu harflerin de değeri ebced hesabıyla toplandığında yine 99 rakamını verir.
Her iki kelimede harfler değişmediği için rakam değerleri de değişmez.
Yani Hilal yazarken ALLAH ( c.c.) isminin harflerini kullanıyoruz.

99 'da Esmaul Hüsnayı temsil eder.
Öyleyse bu iki kelimeyi bilhassa sembolik olarak
birbirinin yerine kullanmak mümkündür.
O halde Bayrak üzerine ALLAH (c.c.) yazacak yerde,
aynı ismin eş değerlisi olan Hilali koymak hem anlamlı,
hem inançlarımıza daha uygundur.

Çünkü inancımıza göre, "ALLAH (c.c.)"ı sembol olarak bile ifade etmek
mümkün değildir.
Aksi halde putperestlerin düştüğü hatayı tekrarlamış oluruz.
Bu sakıncadan dolayı "ALLAH (c.c.)" ın zati ve ismi tenzih edilerek,
o ismin harf ve ebcedi bakımından eş değerlisi olan "Hilal" sembol yapılmıştır.

Madem ki sembolik anlam taşıyacaktır o hâlde
Hilal yazmaktansa Hilalin şeklini yapmak arasında hiç fark yoktur.
Aksine sembol olarak Hilal şekli daha uygun, daha anlamlıdır.
Böylece Hilalin sembol olarak seçilmesinde şu mantık silsilesi görülmektedir:

ALLAH (c.c.) à Hilal (isim) à Hilal (şekil)
ALLAH (c.c.)in birliği (Tevhid) inancı ve bu inancın
La ilahe illallah (ALLAH (c.c.) tan başka Tanrı yoktur)
formülüyle ifade edilen manası böylece Hilal şeklinin içinde
sembol olarak ifadesini bulmuştur.

Bilindiği gibi bazı İslam ülkeleri bayrağında,
özellikle Suudi Arabistan doğrudan doğruya Kelime-i Tevhidi yazarak
sembole gidilmeden bayrağına koymuştur.

Ancak birtakım manaların sembol ile ifadesi,
sözle ifadesinden daha derin ve anlamlıdır.

Hilalin kucağındaki Yıldız,
Hilalde olduğunun aksine doğrudan doğruya şeklinden alınmıştır.
Ancak bu şekil yine Arapça "Muhammed" yazısının şeklidir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimizin ismi yazıldığı zaman
Birinci "mim" in başı, "ha" harfinin dirseği, ikinci "mim" in kıvrımı
ve "dal" harfinin alt ve üst kanadı olmak üzere
beş tane çıkıntı meydana getirir.
Ve tam bir yıldız şeklini alır.
Zaten İslamın şartları da beş tanedir.

Hilal ALLAH (c.c.) inancını, Yıldız Peygambere bağlılığı dile getirir.
ALLAH (c.c.) inancı,
Amentü ile bildirilen iman şartlarının temeli olduğu için iman esaslarının hepsi
bu sembolle ifadesini bulmuş olur.
O zaman Hilal iman şartlarını, yıldız da İslamın şartlarını
remz (sembol) olarak dile getirir ki, bayraktaki bu iki sembolle,
ay ile yıldızla İslam dini bütün yönleriyle ifade edilmiş olur.

NOT
Ebced hesabı arapça harflerin herbirisine kendi içersinde
belli bir düzen ile numara verilmesi ve buna göre,
o harfler yerine sayılar kullanılarak şifreli mektup,
telgıraf yazımına yarayan sistem.
Konunun özü; Arap harlerinin herbirine numara verilmesine
ve yazının bu numaralar ile yazılmasına dayanıyor.

 

Şərhlər(2) Baxış sayı:676 Mart 5, 2008 17:29

Bize Soykırım Yaptınız Diyenlerin Yaptıkları Soykırımlar

DNA Mart 5, 2008 17:09
İSPANYOL VE AMERİKALILARIN YERLİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM1492 yılında Kristof Kolomb'un ayak bastığındanüfusu 8 milyon olan Arawaks yerlilerinin sayısı22 yıl içerisinde 28 bine indi.NORVEÇLİLERİN TATERLERE (GÖÇER) UYGULADIĞI SOYKIRIMNorveçliler 1920-30'larda çıkardıkları yasalarla Nordik ırk‘ın ağırlığını korumak için etnik grup Tater (Göçerler) kızlarını zorla kısırlaştırdılar. Norveç toplumu ne kadar Tater'i kısırlaştırsa, o kadar kendi ırkını koruduğuna inanıyordu.
  .Kısırlaştırma yoluyla ehlileştirilemeyen Taterler üzerinde insülin ve elektroşok yöntemleri uygulanıldı.İNGİLİZLERİN AVUSTRALYALI YERLİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIMİngiltere Krallığı 1788-1938 tarihleri arasında sömürge amacıyla gittikleri Avustralya'da yerleşik yerli halk: Aborjinleri sistematik olarak yok ettiler.İngilizler aralarına salgın hastalık yaydığı bununla da yetinmeyip yemeklerine zehir katarak yok etmeye çalıştığı750binsiyah derili aborjinden geriye sadece 31 bin kişi sağ kalabildi.ALMANLARIN BATI AFRİKA'DA NAMİBYALILARA UYGULADIĞI SOYKIRIMAlmanlar 1891 yılında hammadde ve işgücü ihtiyaçlarını karşılamak için Güney Batı Afrika (Namibya)'ya sömürge kurmak amacıyla çıktılar. Bölgedeki çok zengin altın ve zümrüt madenlerini ele geçirmenin yolunun yerel Herero ve Nama halklarını yok etmek olduğuna karar veren Almanlar harekete geçti. Bu emir üzerine adanın yerlileri Herero ve Namalar üzerine taarruz eden Alman askerleri yaşlı, kadın, çocuk dinlemeden herkesi katlettiler. Katliamdan kurtulanlar işkenceyle öldürüldü.Yaklaşık 132 bin yerliden geriye 15 bini sağ kalabildi.DANİMARKALILARIN ALMAN MÜLTECİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIMİkinci Dünya Savaşı'nın bitiminde Sovyet Ordusu'nun Alman topraklarına doğru ilerlemesinden kaçan 250 bin Alman mülteci Danimarka'ya sığındı.Üçte birini 15 yaşından küçük çocukların oluşturduğu Almanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarına alındılar.Binlerce çocuk ve yetişkin tifüs, bağırsak iltihabı,ishal sonucu yaşamlarını kaybettiler.RUMLARIN KIBRIS'TA TÜRKLERE UYGULADIĞI SOYKIRIMİngilizler 1912-1974 döneminde Kıbrıs adası üzerindeki egemenliklerini sağlamak amacıyla Rumlar‘ın ENOSIS'i gerçekleştirmelerine göz yumup Türklere karşı saldırı başlattırdılar.1912'de adada yasayan Rumlar Kıbrıs'ın 35 ayrı noktasında Türklere ait is-yerleri, camii ve evleri yakıp yıkmaya insanları katletmeye başladılar. 1952 yılında EOKA adlı terör örgütü kuruldu.EOKA sistematik bir biçimde başlattığı saldırılarda 100 Türk'ü, 100 İngiliz vatandaşını öldürerek 30 Türk köyünü yaktı. 1963 yılında EOKA'cılar yeni bir etnik temizleme planını devreye soktular, bu saldırılarda 500 Türk öldürüldü, 130 Türk köyü yakıldı, 25 bin Türk evlerini terk etmek zorunda kaldı.YUNANLILARIN BATI TRAKYA'DA TÜRKLERE KARŞI ASİMİLASYON YOLUYLA UYGULADIĞI ETNİK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM1923 yılında Lozan'da imzalanan Türk ve Yunan azınlıkların karşılıklı mübadelesine ilişkin anlaşmanın ardından Yunan hükümeti Batı Trakya bölgesinde yasayan Türkler üzerinde sistemli olarak etnik ve kültürel soykırım başlattı.Bölgenin büyük bir bölümünü askeri bölge haline getirip sıkıyönetim ilan edildi. Köyler arasında geliş-gidişler izne bağlandı, Türk azınlığın pasaportlarına el konuldu.Türklerin hukuki, siyasi, kültürel ve dini haklarının kısıtlanması ibadetlerine izin verilmemesi gibi yoğun baskılar sonucu 400 bin Türk bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.BULGARLARIN TÜRKLERE KARŞI UYGULADIKLARI ETNİK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM1970-89 yılları arasında Bulgar hükümeti Bulgarlaştırma adı altında ülkede yasayan 1,5 milyon Türk, Pomak ve Çingeneye karşı bir asimilasyon kampanyası başlattı.Ülkede yasayan 310 bin Türk'ün isimleri polis zoruyla Bulgar ve Hıristiyan isimleriyle değiştirildi.Türkçe eğitim veren okullar, üniversitedeki Türk filolojisi bölümleri, Türkçe gazeteler ve camiler devlet emriyle kapatıldı. Çocukların sünnet ettirilmesi yasaklandı. Çocuklar bu yasağa rağmen sünnet ettirilip ettirilmediğini kontrol edilmek için zorla sağlık merkezlerine gönderildi. Mezar taşlarının üzerindeki Türkçe isimler yüzünden mezarlar yıkıldı, talan edildi.Türklerin Türk motifli giysiler giymeleri yasaklandı. Bu baskılara dayanamayıp protesto gösterileri yapan Türklerin üzerine askeri birliklerce ateş açıldı. 1.000 Türk Belene'deki toplama kampına gönderildi. Baskıların giderek artması sonucu 360 bin Türk zorunlu olarak Türkiye'ye göç etmek zorunda kaldı.SOVYETLER BİRLİĞİ’NİNTÜRKLERE YÖNELİK YAPMIŞ OLDUĞU KATLİAMLAR1944 Yılında Rus askerleri Çeçen- İnduş, Karaçay-Malkarlar ile Kırım Türklerini trenlere bindirerek Sibirya ve Kazakistan’a sürgün etmiş, bu sürgünde 500 bini aşkın Müslüman Türk Yollarda ölmüş, bir bölümü de sürgün edildiği yerlerde yaşamlarını yitirmişlerdir.Rusya Federasyonu’nun 1994 ile 2001 yılları arasında Çeçenistan’a yaptığı saldırılarda 200 binin üzerinde sivil kadın, çocuk, ihtiyar şehit edilerek soykırımına uğratılmıştır. 100 binlerce Çeçen’de topraklarından sürgün edilmiştir.Sovyetler Birliği Komünist rejim döneminde Türk soyundan gelen Kazak, Karatay, Çeçen, Noyan, Azeri, Türkmen, Kırgız boylarından milyonlarca Müslüman ve Türk katledilmiştir. Bunlara soykırımı uygulanmıştır. Rejim ne soylarını tanımış, nede inançlarını yaşamalarına müsaade etmiştir. Bunları suç sayarak sadece öldürmekle kalmamış, milyonlarca Türk’ü ceza evlerine doldurarak yok etmiştir.AMERİKALILARIN IRAKTA YAPTIKLARI SOYKIRIMFelluce'de 1500 sivilin sokaklarda öldürülüp çürümeye terk edildi, cesetlerin köpekler tarafından yenilmeye başlandı ve 250 bin kişi bölgeden sürüldü. Bununla yetinmeyen ABD, Irak’a özgürlük getirme bahanesiyle, 100 binin üstünde sivil halkı, katletti.Fransız, İngiliz ve Almanlar başta olmak üzere bütün AB ülkelerinin Felluce soykırımı karşısında kayıtsız kalmışlardır.Birleşmiş Milletler de kendi soykırım tanımına giren insanlık suçlarına karşı ses çıkarmamıştır.ERMENİLERİN TÜRK SOYKIRIMIAB süreci ile birlikte sözde soykırım iddiaları yoğunlaşmıştır. Ülkeyi 3,5 yıldır yöneten Başbakan ve avenesi, bu süreçte "dış itibarımız artıyor“ yalanını her vesile ile söylemektedirler. Dünyayı 3,5 kere tur edenlerin, tur sayısı arttıkça ülkemiz itibar kaybediyor. 3,5 yıl öncesinde sadece Fransa parlamentosu sözde soykırımı tanıyan yasa çıkartmış iken, bugün bu sayı 16 ülkeye çıkmış, ABD de ise 25 eyalet meclisinde sözde soykırım tanınmıştır.Bugün ise Fransa Parlamentosu Fransa'da "Soykırım yok diyenleri“ cezalandırmak için kanun çıkartmıştır. Sırada diğer AB ülkeleri beklemektedir. İşte sözde Ermeni Soykırımını meclislerinde kanunlaştıran ülkeler.FRANSA, İTALYA, RUSYA, KANADA, YUNANİSTAN, ARJANTİN, SLOVAKYA, AVUSTURALYA, İSVEÇ, GÜNEY KIBRIS, URUGUAY, İSVİÇRE, BELÇİKA, POLONYA.Bu ülkeleri nesillerimiz asla unutmamalı. Ayrıca Osmanlı Döneminde Milleti Sadıka dediğimiz, kendimizden farklı görmediğimiz, ancak 7 düvelin Osmanlı topraklarını işgalinde, işgal güçleri ile iş birliği yapıp, 520 bin civarında çocuk, kadın, ihtiyar demeden Müslüman Türk'ü katleden, Şehit eden Ermeni alçaklarının katliamını da unutmayacağız ve unutturmayacağız.FRANSIZLARIN CEZAYİR’DE YAPTIKLARI SOYKIRIMLAR2. Dünya savaşının başlamasıyla birlikte Nazi Almanyası önce Fransa'yı ardından da Cezayir'i işgal etti. Cezayirli vatanseverlerin pek çoğu tutuklandı, büyük kısmı da toplama kaplarına konuldu veya katledildi.1942 yılında müttefik güçlerinin alman işgaline son vermesi ile birlikte, Cezayir için yeni ve demokratik bir çağın başlayacağını düşünen Cezayirli aydınlar kısa sürede çok büyük bir yanılgı içinde olduklarını anladılar. Alman işgalinden kurtuluşun ve 2.Dünya savaşının sona ermesini 8 Mayıs 1945’de Cezayir halkı Cezayir Bayraklarıyla sokaklara döküldü. Sandılar ki müttefikleri Fransızlar dostlarıydı. Öyle olmadığını tarihe setif katliamı olarak geçen ve 45 bin masum Cezayirlinin katledildiği olay gerçekleşti. Fransızlar bağımsızlığını kutlayan Cezayir halkını topluca katlettiler.Bu katliamlar 1962 yılına kadar sürdü. Bu süre içinde toplam 1.5 milyon Cezayirli kadın, çocuk, yetişkin, yaşlı katledildi. Fransa’ya İsrailliler de yardım etti. İsrail yönetimi dünyada her türlü İslami hareketi kendisine bir tehdit olarak gördüğü için Fransızlara yardım ederek soykırıma ortak oldu. Cezayirli tüm aydınlar ceza evlerine dolduruldu. 10 binlerce aydın ceza evlerinde çürüdü.Bu soykırımdan sonra direnişini sürdüren Cezayir halkı 1962 yılında bağımsızlığına kavuştu....

Şərhlər(0) Baxış sayı:116 Mart 5, 2008 17:09

Amerika Açısından

DNA Mart 5, 2008 15:58
Amerika açısından "Orta Doğu" kavramı halk arasında yaygın şekilde anlaşıldığı gibi İsrail, Filistin, Lübnan, vs. kapsamıyor. "Büyük Orta Doğu" kavramı Güney Afrika'dan Balkanlar'a, Kafkaslar'a kadar (Türkiye de dahil) olan bölgeleri kapsamaktadır. Dikkat edilirse Amerikan üsleri bu bölgenin çevresini sarmıştır. Enerji kaynaklarının yönetimini tamamen ele geçirmek için gerekirse Avrupa ile çatışmaya girmekten çekinmemektedir.
Amerika'nın bu bölgedeki denetimi sağlayabilmesi için bölge ülkelerinin ya krallıkla, diktatörlükle, ya da şeriatla yönetilmesi gerekmektedir. Demokrasi ve insan haklarının nerdeyse tek temsilcisi olduğunu iddia eden Amerika (burada Avrupa'yı da atlamamak gerekir; onlar da ABD ile aynı düşüncedeler ve aynı yöntemi izliyorlar.) kendisi dışındaki (kendi ülkelerinde sanal bir özgürlük ve insan hakları var, gerçek anlamda ise diktatörlükte yaşıyorlar.) ülkelerde demokrasi ve insan haklarına tahammül edemez ve bu ülkelere demokrasi, insan haklarının gelmemesi için ne gerekiyorsa; darbeler, şeriatı destekleme, halkı dine yönlendirerek milliyetçilikten uzaklaştırma, ümmetçiliği geliştirme, eğitimsiz bırakma, vs. yapar. Çünkü demokratik, iyi eğitimli güçlü millet benliğiyle yetişmiş bir ülkeyi sömüremez.

Afganistan'ın işgali de bu bağlamda dünyaya ilan edildiği gibi terörizmi önlemek, Afgan halkını radikal islamdan, fakirlikten kurtarmak için yapılmadı. Çünkü Taliban'ı, Usame Bin Ladin'i yaratan, yetiştiren, silahlandıran ABD'nin kendisi değil miydi? Afganistan işgali Kafkaslar'daki enerji kaynaklarını Hint Okyanusu'na kolayca akıtabilmek amacıyla yapılmıştır. Irak'ın işgal edilmesi de yine Irak halkını kurtarmak için değil, petrole hakim olabilmek içindi. Bu enerji kaynakları savaşı öylesine güçlü ki, savaş karşıtı olarak bilinen Japonya bile ABD'ye karşı tavır alamadı. Petrolü Irak petrollerine bağlı olan Japonya ABD işgali öncesi savaş karşıtı kamuoyuna rağmen devlet politikalarını değiştirerek ABD yanında yer aldı.

Amerika son zamanlarda Büyük Orta-Doğu projesini gerçekleştirmek için ulus devletleri en küçük etnik gruplara, devletlere bölme çalışmalarını hızlandırdı. Bu doğal kaynaklara, dolayısıyla dünyaya tek başına hakim olma hırsıyla (ki ABD'nin hırsları nedeniyle yok olan Atlantis'i ve Atlantislileri çok iyi hatırlamaları gerekir.) bu bölgedeki 20 ülkenin sınırlarını tekrar belirlemek için kolları sıvamıştır.

Enerji kaynaklarını Hint Okyanusu'na akıtabilmek amacıyla belirlediği yol üzerinde daha rahat hareket edebilmesi için Pakistan'da çalışması gerekiyordu. Bunu da Pakistan'ın sınır köylerinde yaşayan insanları Pakistan devletine karşı kışkırtmak için "Siz Pakistanlı değilsiniz, sizin şiveniz farklı; azınlıksınız, baş kaldırıp kendi ülkenizi kurun" propagandası yapılmıştır.

Irak petrolünü eline geçirme ve sonuna kadar sömürme amacı da Irak'ı üçe bölme çalışmalarını hızlandırmıştır. Irak'ın asli unsuru Türkmenler yok sayılarak planlar yapılıyor. Bunlar kesinlikle komplo teorileri değil. The New York Times, Washington Post, BBC ve diğer yayın organlarında çıkan yazılarla bu çalışmalara resmiyet kazandırılmaya çalışılıyor. Hatta geçenlerde The New York Times'da çıkan bir yazıda "Aslında zamanında hata yapıldı. Irak kurulurken üç ülke olarak kurulmalıydı. O hata şimdi düzeltilebilir. Madem ki birlikte yaşayamıyorlar (işin ilginci Kıbrıs'ta Türk ile Rum'u zorla birleştirmeye çalışanlar Irak'ı, Türkiye'yi ve diğerlerini en küçük parçalara bölmeye çalışıyor) o zaman Kürt, Sünni ve Şii olarak üçe ayrılmalı. Osmanlı Irak'ı eyalet sistemiyle yönetmişti" şeklinde açıklanıyordu.

Irak'tan sonra Suriye ve İran üzerinde çeşitli oyunlar oynanıyor. Çünkü istedikleri gibi hakimiyet kurabilmeleri için bu ülkeler de küçük etnik ülkelere ayrılmalı.

Türkiye'yi parçalama planını en son aşamaya bırakabilirler. Şu anda Türkiye'de oynanan oyunlar güçlü temeli sarsmak, zayıflatmak amacı taşıyor. Türklerin gücünü bildikleri için direk saldıramıyorlar. Önce temeli çökertmeye çalışıyorlar. Tarihte sıkça karşılaştığımız oyunlarla, yani Türk'ü Türk'e kırdırma senaryolarıyla son darbeyi vuracaklar.

Bu arada gelecekte yaşanacak su savaşlarını da dikkate almak gerekir. Gelecek yüzyılın savaşları bilim adamlarına göre petrolden çok su kaynakları için olacak. Türkiye'nin önemi bu bağlamda artıyor. Su kaynakları kimin elindeyse o ülkeler güçlü olacak.

Gelelim Gürcistan olayına... Hükümet kendi şeriat hayallerini gerçekleştirme mücadelesine öylesine dalmış ki çevresinde oynanan oyunlardan bihaber görünüyor. Hatta kendisinin de oyunun bir parçası olduğunu göremiyor bile. Bu rolü bilerek de üstlenmiş olabilir. Gürcistan'da ABD'nin yetiştirdiği, Soros'un paralar dağıttığı sivil toplum örgütlerince sokak gösterileriyle başlatılan süreç Amerikan'ın darbesiyle sonuçlandı. İşin ilginci bir ülkede darbe oluyor, demokrasi, insan hakları havarileri ABD, AB bu darbeyi hemen kabul ediyor ve yönetimi onaylıyorlar. IMF hemen bir kredi çıkartıyor. Ermeni asıllı bir kişi başbakan olarak atanıyor; 200.000 bin Ermeni Gürcistan bayrağını indirerek Ermenistan bayrağı asıyor. Ve Ermenistan'la birleşme istekleri gündeme geliyor. Aslında buradaki oyun öylesine büyük ki, ne yazık ki bu oyunu anlayacak ne başbakan var, ne de Dışişleri bakanı. Tam tersine bu oyuna hızlandıranlar olarak katkıda bulunuyorlar.

ABD'ni Ermenistan üzerine oynadığını artık dünya alem biliyor. Tabi ki bizimkiler dışında. Kafkaslar'da bir İsrail yaratma planları Gürcistan'la hayata geçirilmeye başlandı. Aslında Türkiye'ye Ermenistan sınırını açma emri verdiğinde ABD bu süreci başlatmıştı. Bizim satılık medyamızın umurunda olmadığı için üzerinde durulmadı, bu konulardan hiç bahsedilmedi.

3-4 ay önce Ermenistan Başkanı Koçaryan dünya basınına "ABD de olması gerekir" diye bir açıklama yapmıştı; Türkiye sınırları bu sene sonuna kadar açılacak diye. Ne Tayyip Erdoğan, ne de Abdullah Gül bu konuya değinmedi. Sanki her ikisi de halka yalan söylemeye, Türkleri dünyaya aptal gibi göstermeye yemin etmişler. Yurt dışında verdikleri sözler, açıklamalar farklı, Türkiye'deki açıklamaları farklı. Bizi mahveden sonuçları sanki bizim lehimize sonuçlanmış gibi gösteriyorlar. Hatta yabancılar bile şaşırıyordur bunların tavrına. "Nasıl oluyor da büyük başarı kazandık, karar bizim lehimize sonuçlandı?" açıklamasını yaparak bayram havası estiriyorlar; "Yoksa biz mi yanlış yaptık, ya bizim ya onların memnun olması gerekir. Bizim bayram yapmamız gerekirken onlar ağlanacak hallerine bayram yapıyorlar. Türkler ilginç insanlar." diyorlardır.

Son olarak geçen hafta yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında Ermenistan Dışişleri bakanı açıklama yapıyor "Türkiye hava sahasını (charter seferleri) açtı; yıl sonuna kadar tüm sınırları açacak" diye ama bizim Dışişleri bakanı suskun; "Biz ilişkilerimiz geliştirmeye çalışıyoruz" demekle yetiniyor. Diyemiyor ki "Patronumuz ABD Ermenistan'ı bize karşı güçlendirmek için emir verdi; bu ülkeyi bizim topraklarımızı alması için güçlendiriyoruz."

ABD'nin hedefi Kafkaslar'da Ermenistan'ı geliştirerek Gürcistan'ı Ermenistan'ın denetime vermek ve Azerbaycan'a yönelmek... Azerbaycan'a Karabağ'ı devretmeden, Ermeni soykırım yalanını ret etmeden Türkiye sınırlarını Ermenistan'a açarsa bu olay Ermenistan'ın elini güçlendirmekle kalmayacak, Kafkaslar'ın sınırlarını zorlayacaktır. Ermenistan'ın güçlendirilmesinin asıl nedeni Kafkaslar'daki enerji komiserliğini ABD adına üstlenmesidir. Türkiye açısından asıl önemi Ermenilerin Jirinovski'nin de katılımıyla Moskova'da yaptıkları toplantı kararlarında ortaya çıkıyor. Ağrı Dağı'na Ermenistan bayrağı dikme, Türk topraklarından büyük parçalar kopartma kararları bu amacı çok güzel açıklıyor.

Bunlar komplo teorileri gibi gelebilir. Hatta film senaryosu gibi algılanabilir. Ne yazık ki hepsi de gerçek. Eğer bu bir senaryo ise oynanmaya başladı bile. Rollerde Afganistan, Irak, İran, Suriye, Gürcistan, Azerbaycan ve TÜRKİYE var, başrolde ise her zamanki gibi ABD ve ikinci dublörü Ermenistan (birinci dublörü İsrail olduğu için ikinci diyoruz. Aslında bu roller de sorgulanmalı. ABD mi, İsrail mi baş rol oyuncusu? Dikkat edilirse ABD'de kilit noktada görevde bulunanlar genellikle Yahudi... Belki de Amerikan halkı da ayrı kurbandır). Hazırladıkları senaryo adım adım sahneye konuluyor.

Bir taraftan Kıbrıs için ABD ve AB saldırıları, Güneyden Iraklı kürtler (ki İsrail Kuzey Irak'ta da toprak alıp, banka kurarak bize komşu oluyor. Hatta kürtlere uzun vadeli krediler vererek Türkmenler'in ve Araplar'ın ellerinden gayri menkulleri toplamaya çalışıyor) doğudan İran, kuzey doğuda Ermenistan, Gürcistan sanki dört tarafımızdan sarılıyoruz. Kuzey Kıbrıs'ta büyük oyunlar oynanıyor. Kahredici yanı ise tarihte defalarca yaşadığımız oyun yine sergileniyor, bizi bize kırdırıyorlar.

Hükümet acilen istifa ederek görevi vatanını, halkını sevenlerin, kendini gerçek anlamda Türk hissedenlerin oluşturacağı ve oynanan oyunları ortaya çıkartmakla kalmayıp bunlara karşı stratejiler üretebilecek bir gruba bırakmalıdır.

Şərhlər(0) Baxış sayı:62 Mart 5, 2008 15:58

  Yazılar cəmi: 8   
© Bütün hüquqları qorunur və blogçuya məxsusdur - Dəstək: AzeriBlog.com